Veda
Bu bir veda konuşması. Hayret, yine monolog halinde! Seni ilk görüp de dünyamı saniyeler içinde yıkıp yeniden şekillendirdiğimden beri biliyordum ki, seni hiç kavuşamamasına kaybedeceğim gün, ufacık bir umudun beni terkedeceği gün, ben de buraları terk edecektim. Senin için ne çok hayaller kurup ne çok dünyalar yıktım içinde yaşadığım, ne kadar da terk ettim ev diye adlandırmaya çalıştığım yerleri. Sanırım bu son gidişim, ötesi yok. Beni burada tutan bağlar şimdi kor olup derimi dağlıyor, şimdi gidememe ve geri dönememe korkularıyla boğuşuyorum, her uykuya yattığımda. Her kabusa yattığımda...
Bomboş bir kalabalığa yapıyorum yine konuşmamı, tek istediğim içimi kulağına fısıldamakken...
Bir iki kişinin söylediği gibi edebiyat parçalayıp, onlardan medeniyetler, diller, literaturler yaratırken sana karşı tek bir kelime savuramamışlığım arafın ta kendisi. Seni sevdiğim gibi sevemediklerime kelimeler kusarken, seni tasvir edememek deliliğimin alamet-i farikası.
Bir bir veda, sen hiç gelmeden gitmiş olsan da çoktan, seni bırakıyorum; ah ama hayalini nasıl bırakıcam, söyle bana?! Sana atfettiğim yegane şiirimi yazacağım, doğumgünlerimiz arasındaki 24 saatlik zaman diliminde gönderilen bana. Bu bir veda sevgilim, ve vedalarda armağan olmalı mutlaka.
Bomboş bir kalabalığa yapıyorum yine konuşmamı, tek istediğim içimi kulağına fısıldamakken...
Bir iki kişinin söylediği gibi edebiyat parçalayıp, onlardan medeniyetler, diller, literaturler yaratırken sana karşı tek bir kelime savuramamışlığım arafın ta kendisi. Seni sevdiğim gibi sevemediklerime kelimeler kusarken, seni tasvir edememek deliliğimin alamet-i farikası.
Bir bir veda, sen hiç gelmeden gitmiş olsan da çoktan, seni bırakıyorum; ah ama hayalini nasıl bırakıcam, söyle bana?! Sana atfettiğim yegane şiirimi yazacağım, doğumgünlerimiz arasındaki 24 saatlik zaman diliminde gönderilen bana. Bu bir veda sevgilim, ve vedalarda armağan olmalı mutlaka.
Şah
damarıma bir çentik,
Ve
tamam.
Ne
kadar uzunsa çünkü yaşadıkların,
Ölmek
o kadar zor oluyor.
Gri
bir sokağın beyaz kaldırımlarında,
Akmak
istiyorum,
Süzülmek
peşi sıra yanımdan geçen kanımın.
Sokak
gerçekleşemeyen düşlerim ve
Yarım
kalan planlarımın panayırlarıyla dolsun.
Hiç oturmadığım
ferforje sandalyeli Fransız cafesinde,
Benim
hiç olmamış adam otursun,
Ve ellerimi
tutsun bir an için.
Louis Armstrong, 'La vie en Rose' söylemeye başlasın yarım kalmışlıkların
içinden sıyrılıp.
Ben yine
binlerce sözcük içinde kalıp, onlara takılıp tokezliyim, düşeyim,
Dizlerim
her zamanki gibi bereli, en çok kızdığım şeyi yapıp susayım.
Bir
deste yıl boyunca tüm birikmişliklerimi susup,
Söyleyemediklerimi
onun anlamamasına yanayım şuursuzca.
Bu da
son bir cilvesi olsun Frenklerin dişi addettikleri hayatın bana.
Hem
zaten o da dahil kim inanır kı bana?!
Hayat
bizi neredeyse yaşlandırmışken,
Sanki
o da benden ayrı düşmüş gibi kavuşacağımıza umut bağladığıma..?
Ah,
Son bir kez gözlerine bakayım, nefesim kesik, ellerim ellerinde buz kesmiş,
Yine kendimi
göremeyip gözlerinde,
Dudaklarına bir öpücük, kucağına kalbimi
bırakıp,
Sendeleyerek
devam edeyim, dizlerim her zamankinden daha çok kanatıp acıtarak.
Onu ne çok, nasıl da sevdiğimi anlatamadığıma
ceza, lal kesilip,
Ona bıraktığım
kalbimden açılan boşluğa basacak taş arayayım son dakikalarımda.
O ise kucağındaki kalbimi, unuttuğu bir ceketin
cebinde bıraksın.
Birden,
karşımda bir deniz, sahili kucak açmış bana, burası yuvan der gibi,
Ayaklarım
suda, sırtım bir ağaçta, sancılarımı dinleyip, şafak sayayım.
Ve
son dakikada, kalbimin sancısı dinsin,
Unutulmuş
kösesinde beklerken, unutulmuş bir hali-hayali çıksın onun,
Tüm gerçekliğin içinde, kavuşsun hayaline
kalbim.
Derin
bir nefes alsın onun kokusuyla dolu.
Son bir
kez gülsün ruhum içtenlikle.
Dalgalar
tenimde, gözüm ağaran tanda,
Cezam bozulup tek bir sözcük dökülsün,
İsmi dökülsün dudaklarımdan.
Bu da
son bir cilvesi olsun Türklerin dişi addettikleri kaderin bana.
21.01.2012
| by:Senderos-olvidados/deviantart |
Bomboş bir kalabalığa yapıyorum yine konuşmamı, oysa tek istediğim içimi kulağına fısıldamaktı.


Yorumlar
Yorum Gönder