Aritmetikten Çıkış: Aşkın İrrasyonelliği
Evvel zaman ve kalbur zaman kadardır yoktum. Eh, ama hikayeci açıklamalar yapmaz, sadece anlatır.
Bugün anlatmak istediğim tam şu an akıp giden zaman içinde gerçekleşmiş bir hatıradır. Aynı kadim ruhlar çemberinden çıkmış olduğumuza inandığım bir dostumla - ki biz burada kendisine MehAb diyeceğiz- aramızda geçenlerdir.
Ben, unuttuğum hatıraları arayıp dururken o, Pandora'nın kutusunu arar; ki kapağını kapatabilsin. Kalbinde, beyninde, ruhunda, hatıralarında.. Hatıralarındaki imgelerden haritalar çıkartıp kalbine varır, aklının kestiği noktaların uçurumundan ruhuna tutunarak ilerleyip, pusulasının gösterdiği yönü bilmeden ama o pusulanın "yaratıcı"sına güvenerek devam eder bu güzel dostum. İkimiz de aradığımızı bulamıyoruz ya , yine de arada güvenli sığınaklarda soluklanıp yola devam ederiz. Dahası bazen o sığınak o kadar sıcak o kadar huzur doludur ki, anımsamakta zorlandığımız şeyleri hatırlatır, biz aramaktan vazgeçmek isteriz. İsteriz ki tenimizin altına dek işlemiş savaş bitsin artık.
Kısa süre önce sandık ki; oldu, bu sefer MehAb'ım kendisine o yuvayı buldu. Kuşkucu beyinlerimiz bile huşu içerisinde geleceği bekliyordu. Gelecek bizden öte yaşının tecrübesiyle yine bizi yanılttı.
Hikaye anlatan bir cadıyım ben. Benden yalan beklemeyin. Ve istemeden gerçeklerin kızgın maşasıyla canınızı yakabilirim. Sanırım şimdi de bunu yaptım, teselli istemeyen bir omuz bir kol isteyen MehAb'ıma başının omuzuma yaslamasıyla çirkin bir masal anlattım.
Bu da onun belgesi.
Dedi ki bana " Amacım mutlu olmakken, hep bir kaos oluyor; hep bir yerde yanlış yapıyorum."
Basit bit mutluluk arayışı, büyük bir bilgelik gerektirir, ki kendisi aştığı yollardan sonra, o basit denilen sade mutluluğu arayabilecek büyüklüğe erişmekle kalmamış, aynı zaman da hak etmiş biridir.
Dedim ki içimdeki o kırık sırçaların sancısını hissederek.
Tek bi yerde düğümleniyor
"Nerede yanlış yapıyorum" sorun ve "neden mutlu
olmama hep engel var" sorun;
Sen sadece mutlu olmak yada sadece ilişkin olsun istemiyorsun
bunların önünde
bir sıfat var senin için
gizli özne gibi
"doğru"
Doğru ilişki ve doğru mutluluk istiyorsun,
Doğru oluyorsun,
Ondan yanlış oluyor.
Sen doğrusun(+) karşındaki yanlış (-) şimdi bunları
çarparsan sonuç (-) Yanlış oluyor yani.
Yine toplamaya kalkarsan, senden büyük bir negatif
olduğu için karşındaki sonuç yine (-) çıkarken sen
heba olup arada harcanıyorsun.
Bu işte!
Ya pozitifliğini bırakacaksın; yani doğruluğunu,
İnsanlara çarptığında, onlarla çarpıştığında sonunda
pozitif sonuçlar olacaksın,
Ve yine de onlarla topladığında kendini (-) sonuç
alacağını bileceksin, kabulleneceksin, büyük sayı
sen olup büyüklüğünü kabul ettireceksin.
Yani ya kendini değiştireceksin doğrudan yanlışa (+)dan (-) ye
ve (-) ile çarpıldığında yine önündeki değerin manası
yitirecek, böyle kaybedeceksin ya da sen ender
olduğunu kabul edeceksin.
Ender insanların asal sayılar gibi zor bulunduğunu
ve bazen o asal sayıları bulsan da o sayıların hiç
birşey yapamasa kendi kendisine bölünerek
kendilerini yoketmeye çalıştıklarını.
Seni sevseler kendilerini sevemediklerini, seni
sevseler de kendilerine
ve sana zarar vermekten vazgeçemediklerini bil.
Yani zor.
Yani burada, bu dünyada/bu ülkede, bu dengesizlik içinde,
Başta bu değerlerle, yargılarla, ahlakla,
cinsiyetçlikle, kültürle-kültürsüzlükle, ekonomiyle,
eğitimle
egosunu kendisine kalkan edeyim derken onun
içinde, gölgesinde yitip gidenlerle,
Zor..
Sorun sende değil.
Sorun karşındakinden de değil.
Tek başına çok tatlı insanlardır onlar kesin.
Burada olana Günahkar Erdemler diyoruz.
Sorun bizde.
Sorun "biz"de.
Sorun biz olmakta
" Biz" dediğin anda şeytan gibi içerilerden yükselen
egoların bizi birbirimize çarptırmasında.
Çarpıp yok ediyoruz ki; toplanıp "bir" olamayalım.
Sorun inançsızlıkta yani hayatım.
"Babana bile güvenme" diyen ataların,
aileleriyle burnuna kadar boka batmış sorunları içinde
debelenen nesilleriyiz biz.
Dışarı yansıtmayız haşa, hele karşındaki laf söylese
haşlarız bi güzel.
Bak sağlıksızız işte.
Hep en güzel örneklerini veriyoruz.
Her cümlemin doğru olduğunu düşünüp
"Sorun nerede peki?" dediğimizde başlarımızı,
bakışlarımızı "o" kişiye yönlediriyoruz.
Ve bu yüzden sağlıksızız, bu yüzden inançsızız ve bu
yüzden "Biz" diyemiyoruz.
Ben bunları anlattığımda, duyamadığım sesinde düğümler vardı MehAb'ın;
"Ne diyeceğimi bilemiyorum.. Çünkü bu dediklerini kabul edersem yalnız kalmaya mahkumum demektir... Ne ben, benlikten vazgeçerim; ne de yalnız kalmak isterim. Ya bu sistem beni yutacak, sonunda helak olacağım ya da karakterimi vereceğim kahpelerin eline yavaş yavaş içten içe öleceğim."
Bir omuz sunup, onun omuzlarına hikayecinin anlayamayacağı bir yük bırakmıştım.
MehAb;
Hikayem bitmedi. Ben tüm bu söylediklerime inanıyorum, biliyorum hatırlamasam da hatırlasam da hepsi gerçek.
Ama biraz eksik anlatmış olabilirim.
Tüm bunlara inandığım gibi Aşk'a da inanıyorum ben. Hiç beklemeyen birinin aşka düşüşünü gördüm çünkü. Üstelik o da beklemez ve inanmazken. Hiç aşık olmam diyen birinin aşık oluşunu izledim, ve hiç görmeden evlendiği adama duyduğu muhabetti herşeyiyle gösteren o beski bir kaç insanı, ve sırf sevdiği için küçücük yaşında herkese baş kaldırıp bir ömrünü belki binbir zorlukla ama yine de memnuniyetle geçiren bir kadın tanıyorum ve bu çiftin valsine tanıklık ettim. Aralarında binlerce kilometre ve binlerce yeni insan olan bir çiftin yıllardır mutluluklarından ve bağlılıklarından birşey eksiltmeyip tersine çoğaltarak büyüdüklerini izliyorum, ve insanlar görmeseler de duymasalar da aşık olabiliyorlar, kör bir çiftin ya da sağır bir çiftin fiziksel yetersizlikteki kişilerin nelere yetebildiklerini görüyorum. Ve onları yarım kendilerini tam diye tanımlayanların, bu müthiş insanlar yanında nasıl "hiç" olduklarını. Tuttuğun elin sahibi elinin dokunuşuyla damarlarına nasıl yakın olabiliyor ve gözleri ne kadardır arayıp bulamadığın eksik parçaları tutup avcuna bırakabiliyor, ona huzur deyip kalbinin üzerinde sıcacık bir hisle "ermiş" nezdine varabiliyor insan, bunları biliyorum.
10 senedir aynı adamı sevip, aynı adamı özleyip, gelmesini beklemeyen bir kadın da tanıyorum. O, bazı yeryüzü insanlarının tatmadığı bir aşkla seviyor beklemediğini, ve belki de sadece ona karşı ulvi bir aşk besliyor ki tek erdemi bu, ger kalan yerler acı.
Ama şunu unutma, tanrıları/tanrıçaları gözyaşları yaratır.Her bir yaratılmış tanrının hamurunda göz yaşı vardır. Ve her tanrı heykelini boş bakan gözleri gözyaşlarıyla doludur, geri kalan parçaları da erdemli günahlarıdır.
Bugün anlatmak istediğim tam şu an akıp giden zaman içinde gerçekleşmiş bir hatıradır. Aynı kadim ruhlar çemberinden çıkmış olduğumuza inandığım bir dostumla - ki biz burada kendisine MehAb diyeceğiz- aramızda geçenlerdir.
![]() |
| deviantart/by chryssalis |
Kısa süre önce sandık ki; oldu, bu sefer MehAb'ım kendisine o yuvayı buldu. Kuşkucu beyinlerimiz bile huşu içerisinde geleceği bekliyordu. Gelecek bizden öte yaşının tecrübesiyle yine bizi yanılttı.
Hikaye anlatan bir cadıyım ben. Benden yalan beklemeyin. Ve istemeden gerçeklerin kızgın maşasıyla canınızı yakabilirim. Sanırım şimdi de bunu yaptım, teselli istemeyen bir omuz bir kol isteyen MehAb'ıma başının omuzuma yaslamasıyla çirkin bir masal anlattım.
Bu da onun belgesi.
Dedi ki bana " Amacım mutlu olmakken, hep bir kaos oluyor; hep bir yerde yanlış yapıyorum."
Basit bit mutluluk arayışı, büyük bir bilgelik gerektirir, ki kendisi aştığı yollardan sonra, o basit denilen sade mutluluğu arayabilecek büyüklüğe erişmekle kalmamış, aynı zaman da hak etmiş biridir.
Dedim ki içimdeki o kırık sırçaların sancısını hissederek.
Tek bi yerde düğümleniyor
"Nerede yanlış yapıyorum" sorun ve "neden mutlu
olmama hep engel var" sorun;
Sen sadece mutlu olmak yada sadece ilişkin olsun istemiyorsun
bunların önünde
bir sıfat var senin için
gizli özne gibi
"doğru"
Doğru ilişki ve doğru mutluluk istiyorsun,
Doğru oluyorsun,
Ondan yanlış oluyor.
Sen doğrusun(+) karşındaki yanlış (-) şimdi bunları
çarparsan sonuç (-) Yanlış oluyor yani.
Yine toplamaya kalkarsan, senden büyük bir negatif
olduğu için karşındaki sonuç yine (-) çıkarken sen
heba olup arada harcanıyorsun.
Bu işte!
Ya pozitifliğini bırakacaksın; yani doğruluğunu,
İnsanlara çarptığında, onlarla çarpıştığında sonunda
pozitif sonuçlar olacaksın,
Ve yine de onlarla topladığında kendini (-) sonuç
alacağını bileceksin, kabulleneceksin, büyük sayı
sen olup büyüklüğünü kabul ettireceksin.
Yani ya kendini değiştireceksin doğrudan yanlışa (+)dan (-) ye
ve (-) ile çarpıldığında yine önündeki değerin manası
yitirecek, böyle kaybedeceksin ya da sen ender
olduğunu kabul edeceksin.
![]() |
| deviantart/by zaply |
Ender insanların asal sayılar gibi zor bulunduğunu
ve bazen o asal sayıları bulsan da o sayıların hiç
birşey yapamasa kendi kendisine bölünerek
kendilerini yoketmeye çalıştıklarını.
Seni sevseler kendilerini sevemediklerini, seni
sevseler de kendilerine
ve sana zarar vermekten vazgeçemediklerini bil.
Yani zor.
Yani burada, bu dünyada/bu ülkede, bu dengesizlik içinde,
Başta bu değerlerle, yargılarla, ahlakla,
cinsiyetçlikle, kültürle-kültürsüzlükle, ekonomiyle,
eğitimle
egosunu kendisine kalkan edeyim derken onun
içinde, gölgesinde yitip gidenlerle,
Zor..
Sorun sende değil.
Sorun karşındakinden de değil.
Tek başına çok tatlı insanlardır onlar kesin.
Burada olana Günahkar Erdemler diyoruz.
Sorun bizde.
Sorun "biz"de.
Sorun biz olmakta
" Biz" dediğin anda şeytan gibi içerilerden yükselen
egoların bizi birbirimize çarptırmasında.
Çarpıp yok ediyoruz ki; toplanıp "bir" olamayalım.
Sorun inançsızlıkta yani hayatım.
"Babana bile güvenme" diyen ataların,
aileleriyle burnuna kadar boka batmış sorunları içinde
debelenen nesilleriyiz biz.
Dışarı yansıtmayız haşa, hele karşındaki laf söylese
haşlarız bi güzel.
Bak sağlıksızız işte.
Hep en güzel örneklerini veriyoruz.
Her cümlemin doğru olduğunu düşünüp
"Sorun nerede peki?" dediğimizde başlarımızı,
bakışlarımızı "o" kişiye yönlediriyoruz.
Ve bu yüzden sağlıksızız, bu yüzden inançsızız ve bu
yüzden "Biz" diyemiyoruz.
Ben bunları anlattığımda, duyamadığım sesinde düğümler vardı MehAb'ın;
"Ne diyeceğimi bilemiyorum.. Çünkü bu dediklerini kabul edersem yalnız kalmaya mahkumum demektir... Ne ben, benlikten vazgeçerim; ne de yalnız kalmak isterim. Ya bu sistem beni yutacak, sonunda helak olacağım ya da karakterimi vereceğim kahpelerin eline yavaş yavaş içten içe öleceğim."
Bir omuz sunup, onun omuzlarına hikayecinin anlayamayacağı bir yük bırakmıştım.
![]() |
| *deviantart/by abuseofreason |
MehAb;
Hikayem bitmedi. Ben tüm bu söylediklerime inanıyorum, biliyorum hatırlamasam da hatırlasam da hepsi gerçek.
Ama biraz eksik anlatmış olabilirim.
Tüm bunlara inandığım gibi Aşk'a da inanıyorum ben. Hiç beklemeyen birinin aşka düşüşünü gördüm çünkü. Üstelik o da beklemez ve inanmazken. Hiç aşık olmam diyen birinin aşık oluşunu izledim, ve hiç görmeden evlendiği adama duyduğu muhabetti herşeyiyle gösteren o beski bir kaç insanı, ve sırf sevdiği için küçücük yaşında herkese baş kaldırıp bir ömrünü belki binbir zorlukla ama yine de memnuniyetle geçiren bir kadın tanıyorum ve bu çiftin valsine tanıklık ettim. Aralarında binlerce kilometre ve binlerce yeni insan olan bir çiftin yıllardır mutluluklarından ve bağlılıklarından birşey eksiltmeyip tersine çoğaltarak büyüdüklerini izliyorum, ve insanlar görmeseler de duymasalar da aşık olabiliyorlar, kör bir çiftin ya da sağır bir çiftin fiziksel yetersizlikteki kişilerin nelere yetebildiklerini görüyorum. Ve onları yarım kendilerini tam diye tanımlayanların, bu müthiş insanlar yanında nasıl "hiç" olduklarını. Tuttuğun elin sahibi elinin dokunuşuyla damarlarına nasıl yakın olabiliyor ve gözleri ne kadardır arayıp bulamadığın eksik parçaları tutup avcuna bırakabiliyor, ona huzur deyip kalbinin üzerinde sıcacık bir hisle "ermiş" nezdine varabiliyor insan, bunları biliyorum.
10 senedir aynı adamı sevip, aynı adamı özleyip, gelmesini beklemeyen bir kadın da tanıyorum. O, bazı yeryüzü insanlarının tatmadığı bir aşkla seviyor beklemediğini, ve belki de sadece ona karşı ulvi bir aşk besliyor ki tek erdemi bu, ger kalan yerler acı.
Ama şunu unutma, tanrıları/tanrıçaları gözyaşları yaratır.Her bir yaratılmış tanrının hamurunda göz yaşı vardır. Ve her tanrı heykelini boş bakan gözleri gözyaşlarıyla doludur, geri kalan parçaları da erdemli günahlarıdır.
![]() |
| *deviantart/by aegis strive |
Diyorum ki sana sevgili dostum;
Aşk'ın ne başı bellidir ne sonu, arada geçen tek harflik uzun yol ise iyice meçhuldur. Sana gerçek kehanetler veremem, ama bir gerçek var ki, dediklerime inanmayı seçmekle, aşka inanmayı bırakmak arasında uzun bir yol vardır, aşk'ı bırakır da bu kaosta heder olacağını düşünürsen yanılırsın. Çünkü ya Aşık olacaksındır, ya da en sonunda bir Tanrı.
Aşk'ın ne başı bellidir ne sonu, arada geçen tek harflik uzun yol ise iyice meçhuldur. Sana gerçek kehanetler veremem, ama bir gerçek var ki, dediklerime inanmayı seçmekle, aşka inanmayı bırakmak arasında uzun bir yol vardır, aşk'ı bırakır da bu kaosta heder olacağını düşünürsen yanılırsın. Çünkü ya Aşık olacaksındır, ya da en sonunda bir Tanrı.





Yorumlar
Yorum Gönder