Bir Kralı Sevmek..






Ben de sarayının taraçasında çok beklemiş bi prensestim vakti zamandında.. Pireler berberdi gerçekten de; ve en güzel saçları onlar yapardı kendilerinin nano olmasının getirdiği teknolojiyle. Sırçadan bir saraydı benimki; ne kraliçe anne ne de kral baba vardı. Bir dadı bile yoktu; gölge cisimli suretler büyüttü beni sarayımda. Hatırlayamadığımdandır belki de bu gölgeler; ne de olsa güllerin bile tek tek kendi ismi olur masallarda ama şimdi benimkisi isimsizlik kaftanıyla sarmalanmış. 
 Sırçaydı ya sarayım; biraz ölçün kaçtı mı yıkılıverirdi başıma ondan hiç sesim çıkmazdı, gülmezdim, ağlamazdım ama gülümserdim yine de. Taraçamdaydım çünkü umutla; koşullanmış bir ütopyaydı benim yaşadığım yer, dünya insanları bilemez..

Sevgili prensimi beklerdim o taraçamda, gün batımının bana vuruşuyla yanan saçlarımdan görür belki derdim, görmedi. Fısıltı gibi rüzgarlara sahip gecelerde ay'ın tenimi ışıltdamasını görür belki derdim, görmedi. Benim prensim hiç bana gelmedi..

Oysa ben onu tanıyordum, görüyordum dokunamıyordum; ellerim uyuşuyordu ince ince , yer itiyordu beni. O bana hiç gelmiyordu. Oysa bana gülümsüyordu, gözlerinin arkasını gördüğüm bakışlarla bakıyordu; yine de gelmiyordu. Hiçbir gelmemişliğe rağmen gidiyordu her nasıl başarıyorsa; hergün daha da fazla gidiyordu da bir benden gidemiyordu. Hayalini bıraktı koynumda..


Göğsüm onun aşkıyla ağırlaşmışken olmadık şekilde bir başkasında çıktı karşıma; Bir zebaninin ininde yaşayan zehirli perisinde. Ona bakıyordu artık, onunlaydı, ona geliyordu hergün bir adım daha.. Prensim periye bakarken, peri bana bakıyordu alayla, felfecir okuyordu gözleri, zehrini kusuyordu bana. Prensim hem aşıktı fettan perisine, hem de vakti gelmiş denerek bir kraldı ülkesine..


Hiç sarsılmamış sırça sarayım, hıçkırıklarım ve haykırışlarım arasında yıkıldı. Tüm kırıklar bedenime battı. Kırıkları içime çektikçe kanadım; gözyaşım kanıma karıştı, yattığım yerde beyaz ranunculus'lar bitti; gün doğumunda üzerimde kanımdan biçilmiş kıpkırmızı bir elbiseyle ütopyamı arkamda bıraktım.
Devam etmek yük geldi zaman geçince, anılarımı bir su birikintisine bıraktım. Şimdilerde kocaman bir göl oldu o su birikintisi. Amaçsız yürüdüm, yük biniyordu her seferinde; neydi ağır gelen biliyordum ama bırakmıyordum. Anılarımı bıraktım ama koynumdaki hayalini bırakmadım..








pi-es: Develer tellal değildi. Çok sulu ve köpüklüler. öpmek istedikleri kaç kız altlarında ezilerek can verdi, siz biliyor musunuz?!

Yorumlar

Popüler Yayınlar